İçeriğe atla
Blog

Mükemmel Olmak Mı, Kusurlu Kalmak Mı?

· Uzm. Psikolog Günce Akpınar

Sosyal medyanın bize verdiği ve  sürekli değişen “iyi yaşam” tarifleri arasında biz hangisini yapıyoruz?

Bir dönem sosyal medyada sürekli aynı cümlelerle karşılaşıyorduk:

“Kendinin en iyi versiyonu ol.”

“Potansiyelini gerçekleştir.”

“Daha üretken ol.”

“Daha disiplinli ol.”

“Kendin üzerinde çalış.”

Sabah erken kalkmak, spor yapmak, sağlıklı beslenmek, kitap okumak, yeni beceriler öğrenmek, kariyerimizi geliştirmek...

Sanki iyi bir hayatın formülü, her gün kendimizin bir önceki günkü hâlinden biraz daha iyi olmaktı.

Sonra anlatı değişti.

Bu kez karşımıza başka cümleler çıkmaya başladı:

“Her zaman üretken olmak zorunda değilsin.”

“Bugün hiçbir şey yapmak istemiyorsan yapma.”

“Kendini zorlamayı bırak.”

“Olduğun hâlinle yeterlisin.”

Bir süre önce sürekli daha fazlasını yapmamız söyleniyordu.

Şimdi ise bazen hiçbir şey yapmamamızın da normal olduğu anlatılıyor.

Peki hangisi doğru?

Belki de mesele bu iki uçtan birini seçmek değildir.

Belki de psikolojik olarak ihtiyacımız olan şey, sürekli bir tarafa savrulmak değil; ne zaman hareket edeceğimizi, ne zaman duracağımızı ayırt edebilmektir.

Sosyal Medya Bize Sadece İçerik Değil, Yaşam Biçimleri de Sunuyor

Sosyal medya artık yalnızca insanların ne yaptığını gördüğümüz bir alan değil. Aynı zamanda nasıl yaşamamız gerektiğine dair sürekli mesajlar aldığımız bir ortam.

Bir gün üretkenlik videoları izliyoruz.

Ertesi gün “slow living” içerikleri.

Bir gün disiplin.

Ertesi gün bırakmak.

Bir gün “kendini geliştir”.

Sonra “kendini olduğu gibi kabul et”.

Bu değişimin kendisi aslında şaşırtıcı değil.

Çünkü sosyal medya içerikleri yalnızca bireysel ihtiyaçlara göre değil; dikkat ekonomisi, kültürel eğilimler ve insanların o dönemki ilgi alanları doğrultusunda da şekilleniyor.

Fakat burada zihinsel olarak ilginç bir şey oluyor:

Bir düşünceyi tekrar tekrar gördüğümüzde, onu yalnızca bir içerik olarak değil, normal olanın bir göstergesi olarak algılamaya başlayabiliyoruz.

“Demek ki herkes sabah 5'te kalkıyor.”

“Demek ki herkes kendini geliştiriyor.”

“Demek ki artık hiçbir şey yapmak istememek de tamamen normal.”

Oysa sosyal medyada gördüğümüz şey, toplumun tamamının gerçekliği değil.

Seçilmiş, düzenlenmiş ve görünür hâle getirilmiş bir gerçeklik.

“En İyi Versiyonum” Fikri Ne Zaman Yorucu Hâle Geliyor?

Kendimizi geliştirmek başlı başına problemli bir hedef değil.

Öğrenmek, gelişmek, becerilerimizi artırmak ve yaşamımızı iyileştirmek psikolojik olarak oldukça anlamlı.

Sorun, gelişimin bir zorunluluk hâline gelmesiyle başlıyor.

Çünkü “daha iyi olmalıyım” düşüncesi kolaylıkla şu hâle dönüşebilir:

“Şu an olduğum hâlim yeterli değil.”

Ve o zaman gelişim, merakın veya kişisel anlamın bir parçası olmaktan çıkıp sürekli kendimizi değerlendirdiğimiz bir performans alanına dönüşebilir.

Her gün daha üretken olmalı.

Daha sağlıklı beslenmeli.

Daha iyi görünmeli.

Daha çok okumalı.

Daha çok çalışmalı.

Daha bilinçli olmalı.

Bir noktada kendimizi geliştirmeye çalışırken, kendimizle sürekli yarışmaya başlayabiliriz.

Buradaki kritik ayrım şu:

Gelişim, kendini yetersiz bulduğun için mi geliyor; yoksa kendini tanıdığın için mi?

Bu ikisi dışarıdan aynı davranış gibi görünebilir.

Ama psikolojik deneyim olarak oldukça farklı.

“Hiçbir Şey Yapmak Zorunda Değilsin”

Bu kez başka bir uç ortaya çıkıyor.

Dinlenmek.

Yavaşlamak.

Kendini zorlamamak.

Hiçbir şey yapmamak.

Bunların hepsinin yaşamda önemli bir yeri var.

Ancak burada da başka bir risk ortaya çıkabilir:

“Kendimi zorlamıyorum” ile “hayatımdan kaçınıyorum” arasındaki farkı kaçırmak.

Bazen gerçekten dinlenmeye ihtiyacımız vardır.

Bazen ise yapmamız gereken bir şeyi yapmamak, kısa vadede rahatlatıcı olsa da uzun vadede hayatımızı daha zor hâle getirebilir.

Örneğin bir sınava çalışmak istememek ile gerçekten dinlenmeye ihtiyaç duymak aynı şey değildir.

Bir konuşmayı ertelemek ile kendimize zaman tanımak aynı şey değildir.

Bir projeden vazgeçmek ile başarısızlık ihtimalinden kaçmak aynı şey değildir.

Bu nedenle “Kendini zorlamamalısın.” cümlesi de her durumda doğru değildir.

Bazen kendimize alan açmak gerekir.

Bazen de kendimize küçük bir adım attırmak.

Psikolojik Esneklik Belki de Tam Burada Devreye Giriyor

Psikolojik açıdan daha işlevsel olan şey, tek bir yaşam kuralına bağlı kalmak yerine duruma göre davranış değiştirebilme kapasitesidir.

Bu noktada psikolojik esneklik kavramı önemli.

Psikolojik esneklik, her zaman iyi hissetmek veya her durumda rahat olmak anlamına gelmiyor. Daha çok, içinde bulunduğumuz koşulları, düşüncelerimizi ve duygularımızı fark ederek değerlerimiz doğrultusunda esnek biçimde hareket edebilmek anlamına geliyor.

Bazen hareket etmek.

Bazen durmak.

Bazen üretmek.

Bazen dinlenmek.

Bazen "hayır" demek.

Bazen yardım istemek.

Bazen de kendimizden beklentimizi azaltmak.

Bunların hiçbiri tek başına psikolojik olarak daha doğru değil.

Doğru olan, hangi durumda hangisine ihtiyaç duyduğumuzu ayırt edebilmek.

Belki de “En İyi Versiyonumuz” Diye Bir Şey Yok

Çünkü insan sabit bir proje değil.

Bugün çok üretken olabiliriz.

Yarın daha yavaş olabiliriz.

Bir dönem kariyerimiz önceliğimiz olabilir.

Başka bir dönemde ilişkilerimiz.

Bir dönem kendimizi geliştirmek isteyebiliriz.

Başka bir dönemde sadece nefes almak.

Bunların birbirini geçersiz kılması gerekmiyor.

İyi oluş, her gün aynı performansı göstermekten çok, değişen ihtiyaçlarımıza uyum sağlayabilmekle ilgili olabilir.

Bilişsel esneklik de burada önem kazanıyor. Zihnin tek bir düşünceye, kurala veya davranış biçimine sıkışmak yerine koşullara göre alternatifleri değerlendirebilmesi, uyum sağlama kapasitemizin önemli parçalarından biri.

Belki de kendimize sürekli:

“Bugün kendimin en iyi versiyonu muyum?”

diye sormak yerine,

“Bugün benim için hangi seçenek daha kolaylaştırıcı olabilir?”

diye sormak daha işlevsel olabilir.

Peki Denge Nedir?

Denge, her şeyden eşit miktarda yapmak değil; ihtiyacımıza göre hareket edebilmektir.

Bazen biraz daha disiplin.

Bazen biraz daha şefkat.

Bazen biraz daha çaba.

Bazen biraz daha kabul.

Bazen ilerlemek.

Bazen durmak.

Ve belki en önemlisi, bunlardan birini yaptığımızda diğerini tamamen yanlış ilan etmemek.

Çünkü psikolojik iyi oluşun tek bir davranıştan oluşan sabit bir formülü yok.

İnsan değişiyor. Koşullar değişiyor. İhtiyaçlar değişiyor. Dolayısıyla bize iyi gelen şey de zaman içinde değişkenlik gösterebiliyor.

Sosyal Medyada Yeni Bir “Doğru” Aramak

Belki de sosyal medyanın bize sunduğu her yeni yaşam biçimini kendimize uygulamak zorunda değiliz.

“Sabah 5'te kalk.”

“Daha çok üret.”

“Her gün kendini geliştir.”

“Hiçbir şeyi önemseme.”

“Akışta kal.”

“Disiplinli ol.”

“Bırak gitsin.”

Bunların her biri bazı insanlar, bazı dönemler ve bazı koşullar için anlamlı olabilir.

Ama hiçbiri her insan için, her zaman geçerli bir psikolojik reçete değil.

Bu yüzden belki de kendimize sormamız gereken soru:

“Hangisi doğru?”

değil.

“Şu anda benim için hangi seçim daha iyi olur?”

🌿 Psikoloğun Notu

Kendinizi sürekli geliştirmeye çalıştığınız bir dönemdeyseniz ve yorulduğunuzu hissediyorsanız, bugün biraz dinlenmeye ihtiyacınız olabilir.

Uzun zamandır hiçbir şey yapmak istemiyorsanız ama yapmanız gerektiğini biliyorsanız, belki de küçük bir adım atmanın zamanı gelmiş olabilir.

Çünkü kendimize şefkat göstermek her zaman bırakmak değildir.

Disiplinli olmak da her zaman zorlamak değildir.

Bazen kendimize iyi bakmak, tam olarak neye ihtiyacımız olduğunu fark edebilmektir.

Belki mesele hiçbir zaman “en iyi versiyonumuz” olmak değildi.

Belki mesele, hayatın farklı dönemlerinde farklı versiyonlarımızın olmasına izin verebilmekti.

Ve bütün bu değişimin içinde kendimizle kurduğumuz ilişkiyi koruyabilmek.

Ne sürekli daha fazlası, ne de sürekli daha azı.

Sadece kendimize uygun olanı seçmek.

— Günce AKPINAR

Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır; tanı ya da tedavi önerisi yerine geçmez. Kendi sürecinizi konuşmak isterseniz randevu alabilirsiniz.

Diğer yazılar

Bir Mesaja Neden Bu Kadar Anlam Yüklüyoruz? | Mesajlaşma Psikolojisi

Mesajlaşma psikolojisi, kısa mesajlara neden bazen gereğinden fazla anlam yüklediğimizi açıklar. Zihin okuma, bilişsel yanlılıklar ve geçmiş deneyimlerimiz, mesajları nasıl yorumladığımızı etkileyebilir. Bu yazıda, bir mesajın gerçek anlamıyla ona yüklediğimiz anlamı ayırt etmeyi ve zihnimizin eksik bilgileri nasıl tamamladığını psikoloji bilimi ışığında ele alıyoruz.

Birlikte çalışmak ister misiniz?

Size en uygun kanaldan ulaşın; uygun gün ve saati birlikte planlayalım.

Randevu Alın