Bir Mesaja Neden Bu Kadar Anlam Yüklüyoruz? | Mesajlaşma Psikolojisi
Bir Mesaja Neden Bu Kadar Anlam Yüklüyoruz? | Mesajlaşma Psikolojisi
“Tamam.” dedi. Ama neden bunu üç farklı şekilde okuyabiliyoruz?
Telefonunuza bir mesaj geliyor.
“Tamam.”
Sadece bir kelime.
Ama zihniniz için bazen bir kelimeden çok daha fazlası.
“Neden nokta koydu?”
“Bir şeye mi kızdı?”
“Acaba konuşmak istemiyor mu?”
Birkaç saniye önce ortada yalnızca bir mesaj varken, şimdi zihninizde küçük bir hikâye oluşmuş durumda.
Üstelik karşı tarafın ne hissettiğine dair yeni bir bilgi gelmedi. Değişen şey, mesajın kendisi değil; sizin onu nasıl anlamlandırdığınız.
Peki beynimiz bunu neden yapıyor?
Çünkü insan zihni belirsizliği olduğu gibi bırakmak konusunda pek başarılı değil.
Beynimiz Eksik Bilgiyi Tamamlamayı Seviyor
Yüz yüze iletişimde bir insanın ne demek istediğini anlamak için yalnızca kelimelerine bakmayız. Ses tonunu, yüz ifadesini, beden dilini, konuşma hızını ve bulunduğumuz ortamı da kullanırız.
Mesajlaşmada ise bunların büyük bir kısmı ortadan kalkar.
Karşımızdaki kişinin yüzünü görmeyiz. Ses tonunu duymayız. O sırada ne yaptığını bilmeyiz. Dolayısıyla elimizde sosyal açıdan oldukça eksik bir veri vardır.
Beyin ise eksik veriyi tamamlamak için elindeki diğer kaynakları kullanır.
Geçmiş deneyimlerimiz, o kişiyle ilgili bildiklerimiz, içinde bulunduğumuz ruh hâli ve mevcut bağlam devreye girer. Böylece birkaç kelimeden daha kapsamlı bir anlam çıkarmaya çalışırız.
Bu aslında beynimizin önemli bir özelliğidir.
Çünkü dünyayı anlamlandırırken her şeyi sıfırdan hesaplamamız mümkün değil.
Ancak aynı özellik, bazen bizi yanıltabilir.
Aynı Mesaj Neden Farklı İnsanlarda Farklı Anlamlara Geliyor?
Bir arkadaşınıza:
“Bugün görüşelim mi?”
diye mesaj attığınızı düşünelim.
Karşılığında:
“Bakarız.”
cevabını aldınız.
Bir kişi bunu şöyle okuyabilir:
"Programı net değil, sonra konuşuruz."
Başka biri:
"Benimle görüşmek istemiyor."
Bir başkası ise:
"Kesin bir şey oldu ama söylemiyor."
Mesaj aynı.
Kelime aynı.
Ama anlam farklı.
Çünkü mesajın anlamı yalnızca mesajın içinde değil. Mesajı okuyan kişinin zihninde de oluşuyor.
Burada geçmiş deneyimlerimiz oldukça önemli olabilir.
Daha önce ilişkilerinde karşı tarafın davranışlarındaki küçük değişiklikleri reddedilme veya uzaklaşma işareti olarak deneyimleyen biri, belirsiz bir mesajı daha tehdit edici yorumlayabilir.
Başka biri ise aynı mesajı çok daha nötr değerlendirebilir.
Bu, birinin "fazla düşündüğü", diğerinin ise "hiçbir şeyi umursamadığı" anlamına gelmez.
İki kişinin aynı sosyal bilgiyi farklı biçimde işlemesi mümkündür.
Zihin Okuma: Beynimiz Bazen Boşlukları Dolduruyor
Mesajlaşırken sık karşılaştığımız zihinsel süreçlerden biri zihin okuma olarak adlandırılır.
Zihin okuma, karşı tarafın ne düşündüğünü veya hissettiğini, elimizde yeterli kanıt olmadan bildiğimizi varsaymamızdır.
Örneğin:
“Mesajıma kısa cevap verdi, demek ki bana kızgın.”
Burada ilk bölüm bir gözlem olabilir:
"Kısa cevap verdi."
İkinci bölüm ise bir yorumdur:
"Bana kızgın."
İkisini birbirinden ayırmak önemli.
Çünkü kısa cevap vermesinin başka birçok nedeni olabilir.
Meşguldür.
Yorgundur.
Aklı başka bir yerdedir.
Ne yazacağını bilmiyordur.
Ya da gerçekten kızgındır.
Sorun, zihnimizin bu ihtimaller arasından birini seçip onu gerçekmiş gibi sunabilmesidir.
Peki Neden Genellikle En Kötü İhtimali Düşünüyoruz?
Her zaman düşünmüyoruz.
Ama özellikle ilişkisel olarak önemli gördüğümüz kişilerle iletişim kurarken, belirsiz sosyal bilgiyi tehdit açısından yorumlama eğilimimiz artabilir.
Özellikle reddedilme duyarlılığı yüksek kişilerde, belirsiz sosyal ipuçlarının reddedilme işareti olarak yorumlanması daha olasıdır. Bu kişiler için "Neden cevap vermedi?" sorusu yalnızca bir merak sorusu değildir; geçmiş deneyimlerle bağlantılı olarak çok daha büyük bir anlam taşıyabilir.
Bir de işin içine duygularımız girer.
Kendimizi zaten kötü hissettiğimiz bir günde aldığımız mesajı farklı, kendimizi güvende ve iyi hissettiğimiz bir günde aldığımız mesajı farklı yorumlayabiliriz.
Bu yüzden bazen aynı kişi, aynı mesajı farklı günlerde bile farklı okuyabilir.
Mesaj değişmez. Biz değişiriz.
Bir Nokta da Mesajlaşmanın Kendisiyle İlgili
Mesajlaşma iletişimi bize çok büyük bir kolaylık sağlıyor ama aynı zamanda önemli bir şeyi de elimizden alıyor:
Sosyal bağlamın büyük bir kısmını.
Yüz yüze iletişimde "tamam" kelimesinin nasıl söylendiğini duyarsınız.
"Tamam."
"Tamam!"
"Tamaaam."
Aynı kelime, farklı tonlamalarla bambaşka anlamlar taşıyabilir.
Mesajlaşmada ise bu bilgiyi kaybediyoruz. Bunun yerine emoji, noktalama işareti, mesaj uzunluğu, cevap süresi gibi yeni ipuçlarına bakmaya başlıyoruz.
Ve bazen tek bir noktayı bile fazla anlamlandırabiliyoruz.
"Neden nokta koydu?"
Çünkü zihnimiz bir anlam arıyor.
Peki Her Şey Bizim Yorumumuz mu?
Hayır.
Bu da önemli bir ayrım.
Bazen gerçekten karşımızdaki kişinin iletişiminde bir değişiklik vardır. Daha kısa cevaplar, daha uzun sessizlikler veya alışılmadık bir iletişim biçimi gerçekten ilişkideki bir değişime işaret ediyor olabilir.
Dolayısıyla çözüm, "Hiçbir şeyi kafanıza takmayın." demek değil.
Çünkü bazen fark ettiğimiz şey gerçektir.
Mesele, gözlem ile yorumu birbirinden ayırabilmek.
Örneğin:
Gözlem: "Son üç gündür normalden daha kısa cevap veriyor."
Yorum: "Artık benimle konuşmak istemiyor."
İlk cümle gözlemlenebilir bir bilgi içeriyor.
İkincisi ise bu bilginin üzerine kurulmuş bir anlam.
Aradaki fark küçük görünüyor olabilir ama zihinsel süreç açısından oldukça önemli.
Bir Mesaj Aldığınızda Kendinize Ne Sorabilirsiniz?
Bir sonraki sefer bir mesajı tekrar tekrar okuyup anlam çıkarmaya çalıştığınızı fark ettiğinizde, kendinize birkaç soru sorabilirsiniz:
1. Gerçekte ne biliyorum?
Mesajda gerçekten yazan şey ne?
2. Ben buna ne anlam veriyorum?
Mesajın kendisiyle benim yorumum nerede ayrılıyor?
3. Başka hangi açıklamalar mümkün?
Zihnim tek bir ihtimali mi görüyor?
4. Bu kişiyle ilgili geçmiş deneyimlerim şu anki yorumumu etkiliyor olabilir mi?
5. Bunu yüz yüze duysaydım aynı anlamı çıkarır mıydım?
Bunlar düşüncelerinizi susturmak için değil, onları biraz daha görünür hâle getirmek için kullanılabilecek sorular.
Çünkü çoğu zaman sorun düşünmek değil.
Düşündüğümüz şeyi gerçeklikle karıştırmak.
Belki de Sorun Mesajda Değil, Mesajın Arasındaki Boşlukta
Bir mesaj bazen yalnızca birkaç kelimeden oluşur.
Ama zihnimiz o kelimelerin arasındaki boşlukları geçmiş deneyimlerimiz, beklentilerimiz ve varsayımlarımızla doldurur.
Bazen bu oldukça isabetlidir.
Bazen değildir.
Ve çoğu zaman bunu mesajı ilk okuduğumuz anda bilemeyiz.
Bu nedenle "İçime kötü bir şey doğdu." ya da "Kesin bana kızgın." dediğimiz anlarda, kendimize küçük bir alan bırakmak işe yarayabilir:
"Şu anda bildiğim şey ne, yorumladığım şey ne?"
Belki gerçekten bir şey değişmiştir.
Belki de beyniniz eksik bilgiyi tamamlamaya çalışıyordur.
Belki de karşınızdaki kişi sadece toplantıdadır ve siz onun "Tamam." mesajıyla üç dakikadır psikolojik analiz yapıyorsunuzdur.
Ve evet, bazen o nokta gerçekten sadece noktadır.
🌿 Psikoloğun Notu
Bir dahaki sefere bir mesajı tekrar tekrar okuyup "Acaba ne demek istedi?" diye düşünürken, mesajı bir kez daha okumadan önce kendinize şu soruyu sorun:
"Şu anda elimde bir bilgi mi var, yoksa bir yorum mu?"
Çünkü zihnimiz boşlukları doldurmak konusunda oldukça başarılı.
Ama her doldurduğu boşluk, gerçeğe açılan bir pencere değil.
Bazen sadece zihnimizin yazdığı küçük bir hikâye.
Günlük hayatta yaşadığımız psikolojik deneyimlerin arkasındaki bilim tam da burada başlıyor.
— Günce AKPINAR
Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır; tanı ya da tedavi önerisi yerine geçmez. Kendi sürecinizi konuşmak isterseniz randevu alabilirsiniz.
Birlikte çalışmak ister misiniz?
Size en uygun kanaldan ulaşın; uygun gün ve saati birlikte planlayalım.
Randevu Alın